<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737</id><updated>2012-01-24T02:21:14.820-08:00</updated><title type='text'>Fotoğraf makinesi mi? Fotoğraf çekmek mi?</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>18</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-4418042343799117632</id><published>2008-07-30T06:08:00.000-07:00</published><updated>2008-07-30T06:15:34.702-07:00</updated><title type='text'>Zoom Üzerine</title><content type='html'>Daha önceki konularda olduğu gibi, burada da mümkün olduğunca basit ve sade bir dille "zoom" yani "yakınlaştırma" olayına değineceğiz. Öncelikle, özellikle kompakt sektöründe adından bahsettiren "dijital zoom" ve gerçek yani "optik zoom" olayları arasındaki farka bakmakta fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal şartlarda makinemiz zoom işlemi yaptığında, makinenin objektifi üzerinde bulunan lensler dürbün misali ileri-geri hareket ederek, çekmek istediğimiz objeyi bize yakınlaştırırlar. İşte, lenslerin hareketinden yola çıkarak yapılan bu işleme "optik zoom" denilir. Lenslerin hareketinden yararlanıldığı için, görüntüde meydana gelen bozulma hissedilmeyecek kadar azdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dijital zoom ise, optik zoomdan tamamen farklıdır. Dijital zoom esnasında lens hareketi oluşmaz. Sadece makinenin çekeceği fotoğrafı (kadrajdaki görüntüyü) kullanıcıya yakınlaştırır. Bu yüzden görüntüde kalite kaybı söz konusudur. Dijital zoom artıkça, kalite kaybı da o oranda artar. Bunu bir bakıma şöyle düşünebiliriz. Bilgisayarımızda 640*480 piksel çözünürlüğünde bir resim düşünelim. Sonra resim işleme programında bu resimi açarak, ekstra yakınlaştırma yapalım. Mesela 1200*900 ebatlarına getirelim ve sonra içinden 640*480 piksellik bir alanı keselim. Yaptığımız işlem, resim ölçülerini değiştirmeden yakınlaştırma yapmaktır ve anlaşıldığı üzere kalite kaybı olması kaçınılmazdır. Bir nevi crop yaptık aslında ama crop sonrası, resimi eski resim ölçülerine büyülttüğümüz için kalitede kayıp meydana geldi. İşte bu yüzden, özellikle giriş düzeyi kompakt makinelerde sıkça adından bahsedilen dijital zoom'un hiç ama hiç bir önemi yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada interpolasyon yolu ile MP artırımı yani büyültmeye çok kısa değinmek istiyorum (her ne kadar eskisi gibi reklamı çıkmıyorsa da) İnterpolasyon metodu ile büyütme, bir resimi bilgisayarda yazılım ile büyültmekle aynıdır. Dolayısı ile kalite kaybı söz konusudur (neticede lens hareketi ile büyültme yapılmıyor) Sonuç olarak, dijital zoom ve interpolasyon yolu ile megapiksel artırımının hiç bir anlamı yok ve kalite kaybına neden olurlar (üstelik fotoğrafın eski "orijinal" haline getirilmesi imkansız!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dijital makineler üzerinde, zoom kapasitesini gösteren "X" ifadesi ne kadar büyükse, makinenin yapabileceği zoom'da o oranda fazla olacak demektir. Gün itibariyle genelde kompakt makinelerde 3X, mega-zoom tarzı dSLR-Like makinelerde ise 10X-12X zoom kapasitesi vardır. Kadrajda yer alan ve "a" birim alana sahip olan bir görüntünün, 2X zoom yapılması halinde yeni alanı "4a" olur. 3X zoom yapılması halinde ise yeni alan "9a" olur. Bu demektir ki; kaç X zoom yaparsak, kadrajda çekmek istediğimiz objenin alanı, yapılan zoom miktarının karesi kadar artar. Yani 4X zoom yaptığımız takdirde, kadrajda yer alan bir nesnenin alanı 16 kat büyür ve bu büyütme optik olduğu için görüntüde kalite kaybı olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rakamsal bir örnek vermekte fayda görüyorum. Makinemizi elimize aldık ve çekmek istediğimiz objeye doğrulttuk. Kadrajımızı kurduk ancak objemiz çok uzakta ve kadrajda "a" birimlik yer kaplıyor. O esnada 5X değerinde optik zoom yaptığımızda, objemizin kadraj üzerinde kapladığı yeni alan "25a" olur. Bu kadar örnek konunun anlaşılması için yeterli olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zoom değerlerine "X" büyütme katsayısı olarak baktık. İlerleyen konularda ise, büyültme olayına "mm" (milimetre) cinsinden değinmeye devam edeceğiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-4418042343799117632?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/4418042343799117632/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=4418042343799117632' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/4418042343799117632'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/4418042343799117632'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/07/zoom-zerine.html' title='Zoom Üzerine'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-2051793802332753483</id><published>2008-05-10T11:34:00.000-07:00</published><updated>2008-05-10T11:43:07.110-07:00</updated><title type='text'>Makine Sınıflandırma</title><content type='html'>Konuyu biraz daha makineler üzerine kaydırmak istedim. Ancak öncelikle şunu belirtmek istiyorum, buradaki sınıflandırma genelde net üzerinde bulacağınız sınıflandırmaya göre biraz farklılıklar içerebilir. Diğer tüm konularda olduğu gibi, bu bölümde de kendi bilgim doğrultusunda yazmak istedim ve kendimce doğru gördüğüm en uygun sınıflandırmayı yaptım. Bu doğrultuda makineleri şu şekilde sınıflandırmanın doğru olduğuna inanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;* Kompakt Makineler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;.....&lt;/span&gt;- Ultra-Kompakt&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;.....&lt;/span&gt;- Kompakt&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;* dSLR-Like Makineler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;* dSLR Makineler&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kompakt Makineler :&lt;/strong&gt; Genelde boyut olarak ufak yapıdadır. Ancak bunları da kendi aralarında ultra-kompakt ve kompakt olarak ayırmak daha doğru olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ultra-kompakt yapıda olan modeller, çok çok küçüktür (kredi kartından az daha büyük ve çok ince yapıda) ve genelde bas-çek (point and shoot, P&amp;amp;S) tarzı makinelerdir. Nadiren kullanıcı tarafından manuel olarak ayar yapılmasına imkan tanırlar. Gömlek cebinde kolaylıkla taşınabilirler, küçük oldukları için aynı zamanda hafiftirler. Ancak küçük yapıları nedeni ile üretim maliyetleri biraz daha fazla olup, pek de ucuz sayılmazlar. Bu tür makinelerde, profesyonel manada, tutuş (ingilizcesi ile "handling") bana göre biraz daha zor ve sıkıntılıdır. Makine çok ince yapıda olduğu için, üzerinde taşıdığı sensör ufak boyutlardadır. Aynı zamanda makine açıldığında lens "genelde" ileri doğru uzama göstermez. Sensör ve lens sistemi gövde üzerinde yukarı doğru bir yapıdadır ve lensler dikey yönde uzayarak, optik zoom yapılsa bile dışarıya çıkmaz. Çok küçük yapılı makinelere ultra-kompakt dediğim için, bu durum biraz daha göreceli olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kompakt modeller ise, ultra-kompakt modellere nazaran, biraz daha geniş ve kalın yapıdadır. Üzerlerinde bulunan sensörleri küçük ya da artan boyutun etkisi ile büyük olabilir. Bu da görüntü kalitesine direk etki eder. Fiyat olarak ultra-kompakt modellere nazaran, biraz daha ucuz olabileceğini söyleyebilirim. Tabii sensör boyutları da fiyat üzerinde direkt etkili bir durum. Benim düşünceme göre, handling biraz daha iyi olabilir ancak bazı kompakt modellerde kenarda daha iyi handling yapılması amacı ile ufak bir çıkıntı-grip bulunur. Günümüzde pek çok kompakt model, kullanıcı tanımlı yani manuel ayarlara imkan vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;dSLR-Like Makineler :&lt;/strong&gt; Gövde olarak daha iri, handling olarak daha iyi, kullanıcı tarafından hemen tüm ayarlara imkan veren manuel tarz makinelerdir. Gövdeleri dSLR' a benzediği için, dSLR-Like olarak adlandırılırlar. Ayrıca genel manada vizörleri de elektronik yapıdadır. Bu tür makineler, genelde çok yüksek zoom kapasitesine sahiptirler. Bu yüzden, fiziksel nedenler ile, sensörleri küçüktür (istisna modeller mevcut) Ancak yüksek miktarda zoom, yani yakınlaştırma isteyen kişiler için oldukça uygundur. Bazı kaynaklarda, 2/3" kadar büyük sensörlü ve "prosumer" olarak adlandırılan bir sınıftan bahsedilse de, günümüzde bu sınıfın hemen hemen ölmesi ve genel manada farkın "az daha büyük sensör" olduğunu düşünürsek, prosumer sınıfı da buraya dahil etmekle hata yapmış olmayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;dSLR Makineler :&lt;/strong&gt; Büyük gövdeli, büyük sensörlü, lensleri ihtiyaca göre değiştirilebilen, büyük sensörlerinden dolayı çok yüksek ISO değerlerinde bile çok az miktarda noise oluşturan makinelerdir. Her ne kadar gün geçtikçe durum değişse de, LCD ekrandan canlı görüntü alınamaz ve sadece çekilen fotoğraf izlenebilir (istisnaları giderek artmakta olan bir durum!) Bu sebeple video çekimine izin vermez ve sadece fotoğraf çekmek amaçlı kullanılabilir. Fiyat olarak pahalıdır ancak görüntü kaliteleri bir o kadar yüksektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, bu sınıflandırma tamamen benim tarafımdan, kendi mantığım ve düşüncelerim çerçevesinde yapılmıştır. Kimse katılmak zorunda değil elbet ancak sade, kolay anlaşılır olduğunu düşünüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-2051793802332753483?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/2051793802332753483/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=2051793802332753483' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/2051793802332753483'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/2051793802332753483'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/05/makine-snflandrma.html' title='Makine Sınıflandırma'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-1543294387476433364</id><published>2008-05-10T11:33:00.001-07:00</published><updated>2008-05-10T11:34:20.975-07:00</updated><title type='text'>Genel Tekrar</title><content type='html'>Konuya hakim olmayan, yeni öğrenmeye çalışan ve kafası biraz karışan arkadaşlar olduğunu düşünerek, fotoğraf çekimi üzerine genel bir tekrar yapmanın çok yararlı olacağını düşündüm. Ancak bu tekrardan önce, sizlerin, daha önce anlatılmış olan tüm konuları okuduğu düşünüyorum. Aksi takdirde, yapılan tekrarın önemi azalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makinemizi elimize aldık. Çekmek isteğimiz objeyi ekrana istediğimiz şekilde kadrajlayıp deklanşöre yarım bastık. Makine çekmek istediğimiz nesnenin uzaklığına göre odaklama yaptı. Ardından ortamdaki ışık koşullarına bağlı olarak enstantane, diyafram ve ISO değerlerini belirledi. Bu değerleri belirlerken, ortamdaki ışık koşullarını ortalama ölçüm, merkez-ağırlıklı ölçüm ya da nokta ölçüm metotlarında birisi ile tespit etti. Ölçüm metodunu kendimiz de belirleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine enstantane (s), diyafram (f) ve ISO değerlerinden en az birini veya hepsini, kullanıcı belirleyebilir (tabii makinemiz buna izin veren bir model ise) Makine bu değerleri aksi belirtilmedikçe, ölçüm noktasındaki pozlamayı 0 (sıfır) çıkartacak şekilde belirler. Eğer poz telafisi verilmişse (1/3 ya da -2/3 gibi) makine bu durumu dikkate alarak hesaplama yapar. İşte tüm bu anlatılanların ortalama süresi, ışık şiddetine bağlı olarak 1 saniyenin altındadır. Tüm bu hesaplamalar başarı ile sonuçlanırsa, makinemiz bize beep sesi ya da ekranda beliren yeşil renkli bir kare (ya da her ikisi) ile birlikte uyarı verir. Bu esnada elimiz deklanşörde halen yarım basılı konumdadır ve elimizi yarım basılı konumdan tam basılı konuma alırız ve fotoğraf çekilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam basma işleminde, sensör üzerine gelen ışık, beyaz dengesi ayarı şartlarına göre algılanarak, her bir algılayıcı (sensör üzerindeki en küçük parça) tarafından renkler oluşturulur. Sensör üzerine düşen görüntü, makine içindeki yazılım vasıtası ile resim dosyasına (genelde jpeg) dönüştürülür. İşte bu esnada ISO değeri yüksek ise, yüksek gerilimden ötürü oluşan manyetik alan nedeni ile, algılayıcılar birbirlerinden etkilenir ve resimde kirlenme-kumlanma-noise oluşur. Jpeg oluşturma işlemi esnasında, önceden tanımlanmış ise, contrast (karşıtlık), saturation (doygunluk), sharpness (keskinlik) gibi değerler belirlenerek, fotoğraftaki renklerin daha doygun, görüntünün daha keskin ya da tam tersi olmasına çalışılabilir. Bu tercihler kompozisyona bağlı olarak farklılık gösterilmesi gereken değerlerdir. Eğer kullanıcı tarafından belirtilmemişse, makine bunları default (ilk değer) değeri olan 0 (sıfır) şeklinde belirler ve jpeg' leri ekstra işleme tabi tutmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Manuel ayarlı makinelerde, kullanıcının kendi istediği kadrajı-etkiyi elde edebilmesi için hemen hemen tüm değerler kullanıcı tarafından belirlenebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-1543294387476433364?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/1543294387476433364/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=1543294387476433364' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/1543294387476433364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/1543294387476433364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/05/genel-tekrar.html' title='Genel Tekrar'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-3204903305266811181</id><published>2008-05-10T11:18:00.000-07:00</published><updated>2008-05-10T11:24:44.843-07:00</updated><title type='text'>White Balance (Beyaz Dengesi - Ayarı) Üzerine</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;p&gt;Beyaz dengesi yani white balance, pozlama üzerine direk etki etmeyen (pozlama üzerine etki eden yegane değerler, s, f ve ISO'dur!) ancak fotoğrafın renk ayarlarının yapılmasına, düzenlenmesine yardımcı olan parametredir. Kısaca makineye beyazı tanımlamak, yani bir nevi "kalibre" etmektir diyebiliriz. Makine, sensöre düşen renklerden hangisinin beyaz olduğuna bu şekilde karar verir. Bu kısımda, daha önce dijital makine ile fotoğraf çekenler, biz böyle bir ayar yapmadık diye düşünebilirler. Çünkü makinenin kendi içinde otomatik olarak tanımlanmış beyaz ayar modları vardır. Makinenin beyaz dengesi otomatik modda olduğunda, makine ortamdaki ışık koşullarına bakarak bir takım hesaplamalar yapar ve beyaz dengesini kendisi belirler. Buna karşın daha önce makinenin hafızasına yüklenmiş ve önceden tanımlanmış olan farklı hazır ayarlarda vardır. Bunlar (otomatik modu saymazsak) güneşli hava, bulutlu hava, sarı ampüllü ortam, florasan gibi çeşitlendirilebilir. Örneğin sarı ampül altında çekim yaparken, makinenin beyaz dengesini sarı ampül konumuna getiririz. Tabii farklı yerlerde, farklı koşullarda yer alan sarı lambaların şiddetleri ve dolayısı ile ışık renkleri farklılık gösterebilir. Buna rağmen makine önceden tanımlanmış standart sarı ampül - beyaz dengesi sayesinde ortalama bir renk ayarı tutturur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ayrıca makinelerin beyaz ayarını kendimiz yapmamız da mümkündür. Makineyi beyaz dengesi ayarlama konumuna getirerek, beyaz bir kağıdı ya da nesneyi tanıtarak-görüntüyü sensöre düşürerek, kendi beyaz ayarımızı kendimiz tanımlayabiliriz. Tabii makineye tanımladığımız bu beyaz ayarını, makineyi her kapatıp açtığımızda ya da ortamdaki ışık koşulları değiştinde, baştan yapmamız gerekir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198816274294205138" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/SCXn22HTatI/AAAAAAAAADs/iQb8S5wZT_E/s400/DSC01035_resize.JPG" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198816119675382466" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/SCXnt2HTasI/AAAAAAAAADk/60oDCIuxu4Q/s400/DSC01036_resize.JPG" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198815999416298162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/SCXnm2HTarI/AAAAAAAAADc/oEqq2O573tQ/s400/DSC01039_resize.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198815853387410082" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/SCXneWHTaqI/AAAAAAAAADU/p655XHff_d4/s400/DSC01041.JPG" border="0" /&gt; &lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198815672998783634" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/SCXnT2HTapI/AAAAAAAAADM/Jmu12Kwj_PU/s400/DSC01046.JPG" border="0" /&gt; Yukarıdaki fotoğraflarda aynı kadraj ve pozlamanın, farklı beyaz dengesi ayarları ile çekilmiş örnekleri verilmiştir. Görüldüğü üzere, beyaz dengesinin fotoğrafın renk etkisi üzerinde önemli rolü vardır.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-3204903305266811181?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/3204903305266811181/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=3204903305266811181' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/3204903305266811181'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/3204903305266811181'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/05/white-balance-beyaz-dengesi-ayar-zerine.html' title='White Balance (Beyaz Dengesi - Ayarı) Üzerine'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/SCXn22HTatI/AAAAAAAAADs/iQb8S5wZT_E/s72-c/DSC01035_resize.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-2914360057858747231</id><published>2008-01-29T15:28:00.000-08:00</published><updated>2008-01-29T15:36:07.193-08:00</updated><title type='text'>Crop Nedir?</title><content type='html'>Daha önceki yazılarımızda, aynı boyuttaki sensörler üzerinde artan megapiksel durumunun fotoğrafa dramatik bir şekilde yansıdığını belirtmiştik. Ancak buna karşın, artan megapiksel seviyeleri ve fotoğraf boyutları ile birlikte, fotoğraftan crop alma, yani fotoğraf içinden fotoğraf kesmenin daha pratik olduğu da yine belirtilmişti. Bu yazımızla birlikte, crop kavramı üstünde bir parça daha detaya girmekte ve örneklendirmede yarar olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle bazı rakamlara tekrar değinmekte fayda var. Bu yüzden aşağıda bir takım megapiksel değerlerine karşılık gelen fotoğraf boyutları (ölçüleri) verilmiştir (MP değeri arttıkça, fotoğraf ölçülerinin de arttığını tekrar etmeye gerek varmı?!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Mp = 4000 x 3000&lt;br /&gt;10 Mp = 3648 x 2736&lt;br /&gt;8 Mp = 3264 x 2448&lt;br /&gt;5 Mp = 2592 x 1944&lt;br /&gt;3 Mp = 2048 x 1536&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 MP'lik bir makinemiz olduğunu ve çektiğimiz bir fotoğrafı günümüzde klasikleşmiş olan 17" lik monitörümüzde 1024*768 ya da benzer bir çözünürlükte full-size (gerçek boyutu ile) açtığımızı düşünelim. Fotoğrafın boyutları 2592*1944 ölçülerinde olacağı için (ufak farklılıklar söz konusu olabilir) fotoğraf ekranımızdan çok daha büyük olacak ve fotoğrafın sadece bir bölümü ekranda gözükecektir (fotoğrafı ekrana sığdır modunda izlediğimizde ekran ölçülerine küçülecektir ancak şimdilik bu durum konumuz dışı) Crop yapmak ise büyük fotoğraftan belirli bir bölümü kesmek-kırpmaktır. Örnekteki fotoğraftan 1600*1200 ölçülerinde bir bölümü kesersek yeni fotoğraf halen monitörümüzden daha büyük olacaktır. Biz kesilen bölümü ekrana sığdırarak izlediğimizde ise, daha farklı bir kadrajımız olacak ya da başka bir deyişle o bölgeye yakınlaştırma yapmış olacağız. İşte bu basit işlemin adı crop almak-yapmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5161045131800985154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R5-3M_bBvkI/AAAAAAAAADE/zhA897ichQA/s400/IMG_7468.jpg" border="0" /&gt;Yukarıda örnekte verilen fotoğraf 5 MP ölçülerinde olup pratik olması açısından şekildeki boyutlara ölçülendirilmiştir (resize işlemi) Fotoğrafı bilgisayarımızda gerçek boyutu ile açıp içinden kesit alırsak aşağıdaki görüntüyü elde etmiş oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5161044977182162482" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R5-3D_bBvjI/AAAAAAAAAC8/6aSZJQmGzVY/s400/IMG_7468c.jpg" border="0" /&gt; Fotoğrafı gerçek boyutu ile açtığımız için buna 100% crop denilir. Eğer gerçek boyutlarına getirmeden, çok az zoom yaparak ekranda yakınlaştırma yapsaydık ve kesit alsaydık yine crop olurdu ancak 100% crop diyemezdik (yüzde kaç olduğunu ölçmek çok zor ve gereksiz bir durum) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şekilde görüldüğü gibi crop aldığımız zaman, 100% lük görüntünün çok net olmadığını gördük. Genelde yüksek megapiksel dezavantajına karşın, büyük boyutlu fotoğraflar ekran ölçülerine ya da kendisinden daha küçük ölçülere resize olduklarında, fotoğrafta keskinlik artar, kumlanmalar gözden kayboldu hissi oluşur. Yukarıdaki fotoğraflar içinde bu durum geçerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Crop almanın avantajı, bize kadrajda düzeltme yapabilme imkanı vermesi ve uzakta olan objelerin bu metodla daha yakına getirilmesinin sağlanmasıdır. Ancak iyi bir crop alabilmek için, sensör ölçülerinin çok iyi ayarlanması (ne fazla megapiksel ve bu sebeple oluşan noise, ne de düşük megapiksel ve crop ölçülerimizde kısıtlanma olmamalı) gerekmektedir. Ayrıca makine lensininde sensörünü doyurabilmesi ve full-size görüntülerde mümkün mertebe keskin seviyede görüntü vermesi, iyi bir crop için hayati derecede önemlidir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-2914360057858747231?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/2914360057858747231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=2914360057858747231' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/2914360057858747231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/2914360057858747231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/01/crop-nedir-k-rop-diye-okuyun.html' title='Crop Nedir?'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R5-3M_bBvkI/AAAAAAAAADE/zhA897ichQA/s72-c/IMG_7468.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-6076104589215417162</id><published>2008-01-27T15:24:00.000-08:00</published><updated>2008-07-04T01:50:41.717-07:00</updated><title type='text'>Poz Ölçüm Metotları</title><content type='html'>Şimdi biraz daha ileri ve teknik, ancak bir o kadar da önemli ve fotoğraf üzerine etki eden bir konuyu inceleyelim. Poz Ölçüm Metotlarını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pozlamanın s, f ve ISO üçlüsünden oluştuğunu defalarca kez söyledik ve öğrendik. Peki ama pozlama nasıl ve neye göre belirleniyor? Çeşitleri varmı? sorularına birazdan değineceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıradan bir çekimde, (manzara gibi) ister otomatik modda olsun, ister Av modunda olsun (manzara genelde Av modunda çekilir, diyafram kısılır. s, makine tarafından belirlenir) makine pozlamayı belirlerken, eğer aksi belirtilmemiş ise tüm kadraja gelen ışık durumuna bakar. Bir ortalama belirler ve poz parametrelerini ekranı 18% si gri çıkacak şekilde hesaplar. Pratik olarak, biz acemilerin yaptığı çekimlerin genelinde poz ölçümü bu şekilde yapılır. Peki ama başka metotlar varmıdır, ya da ne zaman kullanılır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;(Buraya konulan örnek fotoğraflarda değişiklik yapılacaktır 04.07.2008)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha farklı bir metod ise merkez ağırlıklı ölçüm metodudur (ingilizcesi "center-weighted") Bu metotta makine yine kadrajın ortasını baz alır. Ancak diğer kısımları es geçmez. Onları da dahil ederek bir ortalama alır kendisine göre. Ancak bu ortalama alınırken, merkezin ağırlığı daha fazladır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnekleri çektiğim makinede noktasal pozlama alınan yerin konumu kullanıcı tarafından belirlenebiliyor (aynı zamanda odak noktası) Bu durum her makinede böyle olmayabilir. Bazı makinelerde noktasal ölçüm mutlaka ekranın orta noktasından alınmak zorundadır. Bu noktanın-bölgenin kadraj alanına oranı değişiklik gösterebilir (3% ya da 9% gibi) yani bu bölge çok küçük ya da kısmen biraz daha büyük olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-6076104589215417162?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/6076104589215417162/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=6076104589215417162' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/6076104589215417162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/6076104589215417162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/01/poz-lm-metotlar.html' title='Poz Ölçüm Metotları'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-6409277007602103032</id><published>2008-01-14T13:52:00.000-08:00</published><updated>2008-01-14T13:55:10.114-08:00</updated><title type='text'>Sensör - Megapiksel - Algılayıcı İlişkisi</title><content type='html'>Belki şu anda pozlama üzerine, poz ölçümleri nerelere göre alınabilir üzerine yazmak daha iyi olabilirdi, ancak bu konuya da değinebiliriz. Makineler çekim yaparken, görüntünün analoglarda film üzerine, dijitallerde sensör üzerine düştüğünü/düşürüldüğünü gördük. Sensör elektronik bir devredir. Üzerinde milyonlarca algılayıcı bulunur. Görüntü sensör üzerine düşünce, her bir algılayıcı, üzerine gelen renk bilgisini algılar/depolar ve tüm fotoğrafı oluşturan bilgiler birleştirilerek görüntü oluşturulur. Ardından jpeg e çevirme işlemi yapılır. Bunu da makine içindeki yazılım yapar. Megapiksel ifadesi ise, makinenin sensörü üzerinde bulunan algılayıcı sayısıdır. Mega, 10(üzeri)6, yani milyon anlamına gelmektedir. Megapikseli ise, milyon-piksel yerine kullanılmış teknik bir terim olarak ele alabiliriz. Mesela, 3 megapiksellik (bundan sonra MP olarak yazılacak) makinenin sensöründe toplam 3 milyon algılayıcı vardır. 5 MP olanda ise, 5 milyon. Sensörlerin en boy oranı ise, 4/3 tür (dSLR makinelerde 3/2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki MP bize ne sağlar? Bilgisayar kullanan hemen herkesin bildiği bişey vardır. Monitör çözünürlüğü. Genelde günümüzde 17" monitörler 1024*768 çözünürlükte kullanılmaktadır. O zaman ekranda 1024*768=786.432 yani 786 bin, yani yaklaşık 0.78~0.8 MP olduğunu hesap edebiliriz. İşte sensör üzerindeki MP de budur. Yani fotoğraf üzerindeki toplam piksel sayısını verir (en*boy, her bir algılayıcı bir piksele denk gelir) MP ne kadar çok olursa, sonuçta fotoğrafta o kadar çok piksel olur ve fotoğrafımız o kadar büyük olur. MP ve fotoğraf büyüklükleri ile ilgili bir takım örnekler aşağıda verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Mp = 4000 x 3000&lt;br /&gt;10 Mp = 3648 x 2736&lt;br /&gt;8 Mp = 3264 x 2448&lt;br /&gt;7 Mp = 3072 x 2304&lt;br /&gt;6 Mp = 2816 x 2112&lt;br /&gt;5 Mp = 2592 x 1944&lt;br /&gt;4 Mp = 2272 x 1704&lt;br /&gt;3 Mp = 2048 x 1536&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Rakamlar 4/3 oranlı standart kompakt makinelerin sensörlerine göre verilmiştir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü üzere MP artıkça, fotoğraf büyümektedir. Fakat MP değerleri artıkça, büyüme etkisi azalmaktadır. Şöyle ki, 3 MP' den 4 MP' e geçişte, fotoğraf yüksekliği,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2272 - 2048 = 224 piksel artış göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak 7 MP' den 8' e geçiş yaparsak, fotoğraf boyutlarımız,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3264 - 3072 = 192 piksel artmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani 3 MP' den 4 MP' e geçersek bu artışı belirgin şekilde hissederken, mesela 12 MP' den 13 MP' e geçersek, fotoğraf boyutundaki artış bizi o derece etkilemeyecek demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bu artış bize ne kazandıracak? Crop yapma imkanı. Crop, fotoğraf içinden fotoğraf kesmek demektir. Eğer fotoğrafımız çok çok büyük ebatlarda olursa, çekmek istediğimiz ancak uzakta kalan bir objeyi, fotoğrafı orijinal boyutta açarak ve objeyi keserek (neticede kesilmiş halinin bile monitörden daha büyük olması muhtemel) istediğimiz kadrajı yakalayabiliriz. Böylelikle objemizi yakınlaştırmış oluruz. Bir nevi zoom gibi düşünülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bu durum demek değil ki, yüksek MP değerleri iyidir. Daha önce yazımızda, sensör üzerindeki renk algılaması yapan en küçük birimlerden yani algılayıcılardan bahsetmiştik. Algılayıcılar, sensör üzerinde bir pikseli temsil eden devredir denilebilir. Renkler-ışık algılayıcı üzerine düşer ancak algılayıcı ne kadar büyük ise, enstantane süresince algılayıcıda o kadar fazla ışık toplanır. Daha fazla ışık, daha net, daha canlı, daha temiz görüntü demektir. Algılayıcı ne kadar küçük olursa, o kadar az ışık gelir. Fotoğrafta renkler daha mat, daha soluk, daha kumlu, noise (gürültü-gren) içeren bir şekilde çıkar. Sensör üzerinde MP değeri artıkça, algılayıcılara düşen birim alan azalacak ve kumlanmalar başlayacaktır. Dolayısı ile artan MP değerine (crop ihtiyacından dolayı) bir yerde dur demek gerekir. Zira daha düşük MP ile, daha büyük algılayıcı alanları elde edilir ve bu durum fotoğrafa olumlu yansır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı durum MP değerini azaltmak yerine, sensörün büyüklüğünü artırarak sağlanabilir. Yani MP' i algılayıcı boyutunu azaltmadan artırmak istiyorsak, sensörün kendisini de büyültebiliriz. Böylece algılayıcı sayımız artsa bile, büyüyen sensör ebatları ve buna bağlı olarak büyüyen sensör alanı ile durum dengelenmiş olur. Günümüzde genelde kompakt makinelerde 1/2.5" boyutunda ve biraz daha büyük olan 1/1.8" boyutunda sensörler kullanılmaktadır. Bu rakamlar belirli kriterlere-hesaplamalara göre oluşturulsa da, bizim için önemli olan, 1/1.8" lik sensörün, 1/2.5" olandan büyük olmasıdır. Tabii sensör daha büyük düşüncesi ile, 1/1.8" içerisine 15 MP tıkıştırmaya(!) çalışmak yine olumsuz bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesyonel tabir edilen dSLR makinelerde ise, çok daha büyük sensörler kullanılmakta olup, buna bağlı büyüyen algılayıcı boyutları ile resim kaliteleri yüksek miktarda artış gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not : Photo-dedector yerine algılayıcı kullanmayı tercih ettim. Söylediğim gibi, terimler teknik değil, kişiseldir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-6409277007602103032?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/6409277007602103032/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=6409277007602103032' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/6409277007602103032'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/6409277007602103032'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/01/sensr-megapiksel-alglayc-ilikisi.html' title='Sensör - Megapiksel - Algılayıcı İlişkisi'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-4164311075728524635</id><published>2008-01-13T06:58:00.001-08:00</published><updated>2008-01-13T06:58:55.160-08:00</updated><title type='text'>P ve M modları üzerine bir bakış</title><content type='html'>P modu, Tv ve Av moduna göre biraz daha farklılık gösterir. Makinede poz kilitleme özelliği var ise, siz çekim yapmadan önce bu tuş vasıtası ile pozlama alırsınız, yani makine size s ve f ikilisini verir. Bu durumda, makine üzerindeki tuşlar vasıtası ile aynı pozlama değerini veren(!) ikili seçenekleri görebiliriz. Amacımıza en uygun ikiliyi belirleyerek çekim işlemini tamamlarız. S ve f ikili seçeneklerini, makine öyle bir ayarlar ki, diyafram kısıldıkça poz süresi uzar, diyafram açıldıkça poz süresi kısalır. Böylece içeri giren ışık miktarı değişmez ve kullanıcı sürekli aynı pozlamayı elde etmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enstantane, diyafram değeri ve ISO değerlerinde olacak her bir değişime "stop" diyebiliriz. Genelde hangisinde olursa olsun, bir stop değişimi, sensöre düşen ışığın iki katına çıkmasına ya da yarıya inmesine neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, manuel ayar yapıyoruz ve çekim süremiz 1/500 saniye olsun. Eğer çekim süresini bir stop (bir basamak) daha uzatırsak, yeni değerimiz 1/250 saniye olur. Yani süre iki katına çıktığı için, sensöre düşen ışık miktarı da iki kat artar. Tersi olsaydı, 1/500 saniye enstantane ile bir stop kısaltsaydık, o zaman yeni enstantanemiz 1/1000 saniye olacaktı. Dolayısı ile sensöre düşen ışık miktarı da yarı yarıya azalacaktı. Aynı durum diyafram değerleri içinde geçerlidir. Siz diyaframı bir basamak açar ya da kısarsanız, içeri giren ışık miktarı iki kat artar ya da azalır. ISO değerleri de bu şekildedir. Her iki ISO değeri arasında (ISO 50 - 100 - 200 - 400 gibi) iki kat ışık farkı olduğunu düşünebiliriz. Bazı makinelerde ara değerlerinde yer alması mümkündür (ISO 400 ile 800 arasında 600 yer alması gibi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M modunda ise daha önce bahsedildiği üzere, her üç parametreyi de kullanıcı belirler ve böylece pozlama değeri de tarafımızdan belirlenmiş olur. Her üç ayarın çok hızlı şekilde ayarlanması zor olsa da (obje kaçabilir ya da konu dağılabilir), spesifik durumlarda M modu kullanılabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-4164311075728524635?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/4164311075728524635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=4164311075728524635' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/4164311075728524635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/4164311075728524635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/01/p-ve-m-modlar-zerine-bir-bak.html' title='P ve M modları üzerine bir bakış'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-3776743797962511515</id><published>2008-01-13T02:41:00.000-08:00</published><updated>2008-01-13T02:52:15.165-08:00</updated><title type='text'>Av Modu Üzerine Bir Bakış</title><content type='html'>Tv modu üzerine genel bir açıklama yaptık. Şimdi sıra Av modunda. Söylediğim gibi, pozlama üzerine genel bir mantığı anlarsak, gerisi çok kolay. Çekim esnasında mutlak ihtiyacınız olan bir çekim süresi var ise, siz bu süreyi Tv modunda belirleyerek diyafram ve ISO değerleri, pozlama doğru çıkacak şekilde makine tarafından ayarlanır. Aynı durum, Av modunda da söz konusu. Bu modda, siz Tv modunun aksine, ihtiyacınız olan diyafram değerini belirliyorsunuz ve sizin istediğiniz pozlamaya göre makine enstantane ve ISO değerini belirliyor. Peki ama neden diyaframı belirlemeye ihtiyaç duyabiliriz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun cevabı aslında basit. Çünkü diyafram değerinin, fotoğraf üzerinde net ve flu çıkacak (net olmayan) bölgeler üzerinde doğrudan etkisi vardır. Açık bir diyafram ile (f=2.8 gibi) fotoğraftaki alan derinliği azalır. Kısık bir diyafram ile (f=8.0 ya da 11 gibi) fotoğraftaki alan derinliği artar. Alan derinliği ise, kadrajda odaklanan noktadan sonra, bu noktanın arkasında yer alan bölgenin, fotoğrafta net çıkan kısmıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım bu noktada bir örnekle açıklama yapmak, çok daha iyi olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5154909839117881634" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4nrL9HJkSI/AAAAAAAAACc/CRFthX0OaQA/s400/IMG_0511.jpg" border="0" /&gt; Yukarıdaki fotoğrafta odaklama, maket geminin ön kısmında yer alan direğe doğru yapılmıştır. Diyafram sonuna kadar kısılmış konumdadır (f=8.0) Dolayısı ile daha fazla bir alan derinliği elde edilmiş, geminin hemen hemen tüm kısmı net çıkacak bölgeye dahil edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı kadrajda, yine aynı odaklama noktası ile, diyaframı sonuna kadar açtığımızı düşünelim (f=2.8) Diyafram açıldığı için, alan derinliği azaldı. Yani aşağıdaki resimde görüldüğü üzere, odak noktası olan direk kısmı net çıkarken, geminin arka kısmı flulaştı. Net çıkacak alan, yani alan derinliği azalmış oldu. Sonuç olarak netlik sadece ön kısımda. Sanırım bu örnekler ile konu biraz daha açıklığa kavuşmuş oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5154910032391409970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4nrXNHJkTI/AAAAAAAAACk/SLirekxTKmU/s400/IMG_0512.jpg" border="0" /&gt;Bu durumu, objemizin arka planına bokeh vermek istediğimiz durumlarda (bokeh, yani arka planın flu bir hal alarak, fotoğraftaki ilginin-dikkatin önde yer alan objeye-konuya kaydırılması. arka tarafta gözüken flu bölgeye bokeh denir) kullanabiliriz. Mesela insan portresi çekerken, fotoğraftaki ilgiyi objemizin yüzüne verebilmek ve arka tarafı daha flu-bokehli bir hale getirmek için diyaframı açabiliriz. Yalnız bu konuda şöyle bir ayrıntıya değinmek istiyorum. Arka tarafta fazla bokeh oluşturabilmek için sadece diyafram açıklığı yeterli değildir. Makinenin sensörü ne kadar büyük olursa, açık diyaframlarda o kadar fazla bokeh oluşur. Eğer makinemiz profesyonel sınıfta değilde, sıradan kompakt küçük sensörlü bir makine ise (bazen gelişmiş özellikli makinelerde de sensör küçük olabiliyor) diyaframı açsak bile, bokehlenme etkisini yeterince göremeyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bokehlenme ile ilgili diğer bir hususta zoom yapmaktır. Aynı kadrajı, kısa mesafeden çekmek yerine, uzaktan optik zoom yaparak çekerseniz, bokeh miktarı artar. Arka plan daha flu bir hale gelerek, öndeki objeden ayrılır.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-3776743797962511515?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/3776743797962511515/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=3776743797962511515' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/3776743797962511515'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/3776743797962511515'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/01/av-modu-zerine-bir-bak.html' title='Av Modu Üzerine Bir Bakış'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4nrL9HJkSI/AAAAAAAAACc/CRFthX0OaQA/s72-c/IMG_0511.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-8039772267449119771</id><published>2008-01-13T01:38:00.000-08:00</published><updated>2008-01-13T02:01:39.908-08:00</updated><title type='text'>Tv Modu Üzerine Bir Bakış</title><content type='html'>Öncelikle Tv moduna bakmanın daha kolay olacağını düşündüm. Bu modda, daha önce bahsedildiği üzere, enstantane değeri kullanıcı tarafından belirleniyor. Enstantaneyi açıklarken bahsetmiştik, enstantane çekim süresidir ve makine bu süre boyunca sensöre gelen ışığı sürekli kayıt eder. Karanlık ortamda, aydınlık ve flaşsız çekimler için uzun enstantane kullanabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makinelerde enstantane genellikle hareketli durumlarda, fotoğraf üzerinde bir etki bırakabilmek için kullanılır. Yani, hızlı hareket eden bir objenin fotoğrafını çektiğimizi düşünelim. Farz edelim ki, makine tarafından otomatik modda belirlenen çekim süresi 1/50 saniye olsun. Fakat objemiz hızlı hareket ettiğinden ötürü (hareketli bir araba, top oynayan bir çocuk, uçan bir kuş gibi) çekim süresi boyunca hareketine devam edecek ve 1/50 saniyelik enstantane süresince, hareketinden dolayı yer değiştirmiş ise, tüm bu hareket fotoğrafa yansıyacak ve neticesinde fotoğrafta bir bulanıklık-akışkanlık oluşacaktır. Bu etki, istenilen kompozisyona göre olumlu ya da olumsuz biçimde olabilir. Ancak önemli olan bu etkinin istediğimiz yönde olmasıdır. Yani çok kısa bir enstantane ile (1/1000 ya da 1/2000 saniye gibi, saniyenin ikibinde biri) hızlı hareket eden bir objeye dondurulmuş-durağan, uzun bir enstantane ile düşük hızda hareket eden bir cisime hareketli görüntüsü verilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağıda verilen örnekte, bulmaca çözen kişinin fotoğrafı çekilmiş ancak enstantane biraz yüksek tutulmuş (1/6 saniye yani yaklaşık 0.16 saniye), böylelikle 1/6 saniye süresince tüm hareket sensör üzerine düşürülerek, elin hareketli olması durumu kompozisyona aktarılmıştır. Tabii bu sürede makinenin titrememesi için, makine masaya sabitlenmiştir. Fotoğrafta flaş kullanılmamıştır çünkü flaş genelde donuculuk etkisi vermektedir. Ayrıca 1/6 saniye gibi uzun bir sürede fotoğrafın aşırı pozlanmış (fazla aydınlık) olması durumunu engellemek için diyafram kısılarak ve ISO değeri düşürülerek, etkileri ters yönde değiştirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5154896735172661522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4nfRNHJkRI/AAAAAAAAACU/5dbtj1YGO54/s400/bulmaca.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Diğer bir örneğimiz ise, fıskiyeden fışkıran şu. Normalde gözümüz suyu aralıksız akan şekilde görmekte. Fakat 1/1600 saniye gibi oldukça düşük bir sürede çekim yaptığımızda, bunun böyle olmadığını görüyoruz. Fıskiyenin suyu parça parça fırlatması durumu, ancak bu kadar düşük enstantanelerde yakalanabilir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5154896602028675330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4nfJdHJkQI/AAAAAAAAACM/3NPk6pEty6U/s400/IMG_7468.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5154896464589721842" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4nfBdHJkPI/AAAAAAAAACE/hpizmg8LoYM/s400/IMG_7465.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geceleri hareket halinde giden araçları, kayan ışık demeti olarak çekmek için de uzun enstantaneden yararlanabiliriz. Zor değil, tek yapılması gereken uzun bir çekim süresi ayarlamak ve makineyi sabitlemek.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-8039772267449119771?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/8039772267449119771/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=8039772267449119771' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/8039772267449119771'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/8039772267449119771'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/01/tv-modu-zerine-bir-bak.html' title='Tv Modu Üzerine Bir Bakış'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp0.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4nfRNHJkRI/AAAAAAAAACU/5dbtj1YGO54/s72-c/bulmaca.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-196200465161211093</id><published>2008-01-12T12:49:00.000-08:00</published><updated>2008-01-12T12:56:56.157-08:00</updated><title type='text'>Çekim Modları</title><content type='html'>Eğer pozlamanın tam olarak ne ifade ettiğini anlamışsak, çekim modlarını mantıklı ve hızlı şekilde geçmek mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Auto-Mod :&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Üç ana çekim parametresi olan enstantane (s), diyafram (f) ve ISO, makine tarafından tespit edilir. Kullanıcı pozlama telafisi vererek aydınlanma-ışık miktarına ayar verebilir. Güneşli havalarda ya da koşullar uygun ise otomatik modda rahatça çekim yapılabilir. Acemi kullanıcılar için, ayar yapmaya süremizin olmadığı ya da canımızın sıkıldığı-ayar yapmaya üşendiğimiz anlarda kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Av Modu (Diyafram Öncelikli Mod):&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;F değeri kullanıcı tarafından belirlenir. Makine, ISO değerini kullanıcı tanımlı olarak alır ya da kendisi hesaplar. Diyafram kullanıcı tanımlı olarak girildiği için, deklanşöre yarım basıldığı takdirde, makine ortam şartlarına bakarak s' yi hesaplar ve ekranda belirtir. Ev = 0 olması istenmediği durumlarda, pozlama telafisi verilerek daha aydınlık-karanlık sonuçlar elde edilebilir. Diyafram değerinin kullanıcı tanımlı girilmesi istendiği durumlarda tercih edilir. Lensler genelde ara diyafram değerlerinde (orta değerlerde) en keskin sonuçları verirler. Makine, keskin bir diyafram değerine getirilerek daha kaliteli sonuçlar alınabilir. Ayrıca, fotoğrafta istenilen alan derinliğini elde etmek için de Av modu tercih edilebilir (alan derinliğine ilerleyen konularda değinilecek)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tv Modu (Enstantane Öncelikli Mod):&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;S değeri kullanıcı tarafından belirlenir. Makine, ISO değerini kullanıcı tanımlı olarak alır ya da kendisi hesaplar. Enstantane kullanıcı tanımlı olarak girildiği için, deklanşöre yarım basıldığı takdirde, makine ortam şartlarına bakarak f' yi hesaplar ve ekranda belirtir. Ev = 0 olması istenmediği durumlarda, pozlama telafisi verilerek daha aydınlık-karanlık sonuçlar elde edilebilir. Enstantane değerinin kullanıcı tanımlı girilmesi istendiği durumlarda tercih edilir. Fotoğraflara donma ya da hareket efekti verilmesine yardımcı olur. İlerleyen konularda bu konunun da daha detaylı açıklamalarına değinilecek.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;P Modu (Program Modu):&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Makine, ISO değerini kullanıcı tanımlı olarak alır ya da kendisi hesaplar. Bununla beraber s ve f değeri de makine tarafından hesaplanır. Ancak aynı pozlama değerini veren s-f kombinayonlarına tuşlar vasıtası ile ulaşılabilir. Böylece çekmek istediği konu ile alakalı, tercih ettiği s-f ikilisini seçebilir. Ev = 0 olması istenmediği durumlarda, pozlama telafisi verilerek daha aydınlık-karanlık sonuçlar elde edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;M Modu (Manuel Mod):&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;S, f ve ISO parametrelerinden hepsi kullanıcı tarafından girilir. Böylece pozlama değerini de (EV) kullanıcı belirlemiş olur. Hız gerektirmeyen, fotoğraf çekeceğiniz obje ile değişik denemeler yapacağınız durumlarda kullanabilirsiniz. Ancak bu durumlar içinde öncelik Av olmak üzere, Av, Tv ve hatta P modları daha kullanışlıdır. Makineler genelde bize +2 ve -2' den daha fazla pozlama telafisi veremez (şu anda benim bildiğim en yüksek 5 verebiliyor). Bu gibi durumlarda, bu sınırların dışına çıkmak için M Modunu kullanmak zorundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklı mod durumlarına, genelde makinelerin üst kısmında (nadiren arkasında) yer alan tekerlek ile ulaşılabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-196200465161211093?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/196200465161211093/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=196200465161211093' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/196200465161211093'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/196200465161211093'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/01/ekim-modlar.html' title='Çekim Modları'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-4903858719900908859</id><published>2008-01-11T12:49:00.000-08:00</published><updated>2008-01-11T13:13:45.842-08:00</updated><title type='text'>Enstantane + Diyafram + ISO = Pozlama Değeri</title><content type='html'>Bir fotoğraf çekiminde ana unsur olan Enstantane - Diyafram - ISO üçgenini gördük. Dikkat etmişseniz, her üç değerde fotoğrafta sensörün aldığı ışık miktarını ve dolayısı ile fotoğrafın açıklık-koyuluk renk ilişkilerini etkilemektedir. Filmli makinelerde ISO değeri, takılan filmin kimyası ile alakalıdır, mesela ışık emisyon şiddeti gibi düşünebiliriz. Esas olarak, enstantane, diyafram ve ISO üçlüsü bir fotoğrafın pozlamasını belirler. Pozlamayı da koyuluk-açıklık ilişkisi olarak açıklayabiliriz. Pozlama ölçüsü olarak pozlama değeri isimli terimi kullanalım (ingilizcesi Exposure Value, yani EV). Normal pozlanmış bir fotoğrafta pozlama değeri 0 (sıfır), fazla pozlanmış aydınlık bir fotoğrafta + yani sıfırın üstünde ve az pozlanmış karanlık bir fotoğrafta - yani sıfırın altında bir değer alır. Genel olarak makinelerde pozlama değeri +2 ile -2 arasında, 1/3' lük basamaklar ile gösterilir. Yani -2, -1 2/3, -1 1/3, -1, -2/3, -1/3, 0, 1/3, 2/3, 1, 1 1/3, 1 2/3, 2 gibi. Fotoğraf daha aydınlık çıktıkça pozlama değeri +2, daha karanlık çıktıkça pozlama değeri -2' ye yaklaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm dijital makineler, üzerlerinde Auto ayar programı bulundururlar. Otomatik modda çekim yaparken biz sadece deklanşöre basarak fotoğrafımızı çekeriz. Bu modda pozlama parametreleri olan enstantane, diyafram ve ISO değerleri makine tarafından otomatik belirlenir. Ancak bazı makinelerde bu üç parametreden en az birini belirleyebileceğimiz Av ve Tv, her üçünü de belirleyebileceğimiz M modları bulunur. Kullanıcıya esneklik sunan Av, Tv ve M modları daha sonra detaylı anlatılacakken, şu anda otomatik modda neler oluyor ona bakmakta fayda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makinemizi Auto moduna yani otomatik moda aldık. Objemizi kadrajladık. Ardından deklanşöre yarım bastık. Makine objemizin uzaklığına göre otomatik olarak odaklama işlemini gerçekleştirdi. Ve aynı anda işlemcisi vasıtası ile etraftaki ışık durumuna bakarak enstantane (bundan sonra s ile ifade edilecek), diyafram (bundan sonra f ile ifade edilecek) ve ISO değerlerini belirledi. Bu değerler ekranda gözükebilmekte ve kullanıcıyı bilgilendirmektedir. Normal bir çekim işleminde makine bu değerleri pozlamayı sıfır olacak şekilde tespit etti. Örneğin bizim çekimimizde s=1/500, f/5.6 ve ISO 100 olsun (makine tarafından Ev = 0' ı sağlayan değerler). Çekim işlemini tamamladık. Ancak makinenin LCD ekranından kontrol ettiğimizde sonuçtan memnun kalmadık, keşke az daha açık, aydınlık bir fotoğraf olsaydı dedik. O zaman ne yapmamız gerekli? Zira makinemiz otomatik modda ve aynı kadrajı, aynı ışık koşulunda yeniden çekersek, pozlamayı sıfır alabilmek için aynı değerleri yeniden tespit edecek. Bu durumda makinemize ne yapması gerektiğini pozlama telafisi ile anlatıyoruz. EV değeri olarak +1/3 girdiğimizi düşünelim. Bu durumda makine, çekim sonucunda poz değerini 0 değilde, +1/3 yani biraz daha aydınlık yapmak isteyecektir. Bunun sonucu olarak s süresini uzattığını ve içeri 2 kat daha fazla ışık alabilmek amacı ile yeni değerleri s=1/250, f/5.6 ve ISO 100 bulduğunu düşünelim (makine normalde uygun gördüğü değer ile oynar, değişiklik yapar). Artık fotoğrafımız daha aydınlık. Aynı durumu pozlama telafisi kullanarak ve poz kısarak ters yönde uygulayabiliriz. Makineler çok profesyonel olmadıkça, genelde +2 ila -2 arasında 1/3' lük basamaklar ile poz telafisi yapmamıza olanak verirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5154326032803270882" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4fYN9HJkOI/AAAAAAAAAB8/YdUoil2NeZo/s400/IMG_7750.jpg" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5154325839529742546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4fYCtHJkNI/AAAAAAAAAB0/VIOuRTNOZMg/s400/IMG_7751.jpg" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5154325611896475842" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4fX1dHJkMI/AAAAAAAAABs/n9bMkxVJ3Qk/s400/IMG_7752.jpg" border="0" /&gt; Yukarıdaki fotoğraflar örnekler teşkil etmesi açısından, sırası ile, 0 (sıfır), +2/3 ve -1 pozlama telafisi ile çekilmiştir (makinemde auto modda pozlama telafisi bulamadığım için Av modunda çektim, sanırım manuel ayarların olmasından olsa gerek)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-4903858719900908859?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/4903858719900908859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=4903858719900908859' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/4903858719900908859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/4903858719900908859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/01/enstantane-diyafram-iso-pozlama-deeri.html' title='Enstantane + Diyafram + ISO = Pozlama Değeri'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp1.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4fYN9HJkOI/AAAAAAAAAB8/YdUoil2NeZo/s72-c/IMG_7750.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-5909524349007106643</id><published>2008-01-10T13:31:00.000-08:00</published><updated>2008-01-10T13:39:44.578-08:00</updated><title type='text'>Çekim Parametreleri - ISO Değeri</title><content type='html'>Şimdi üçgeni tamamlayan diğer ana parametre, yani ISO değerine geldik. ISO kelime manası olarak sensörün ışığa karşı hassasiyeti demektir. Yani ISO değeri ne kadar yüksek olursa, ışığa karşı hassasiyet o derece yüksek olur. ISO değeri, genel olarak, 50, 100, 200, 400, 800 gibi sayılar alır. Değer ne kadar artarsa, ışığa hassasiyet o derece artar. Yani diyafram gibi ters değilde, doğru orantılı bir durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki nedir bu ışığa karşı hassasiyet? Aynı enstantane ve aynı diyafram değeri ile iki fotoğraf çekelim. Fakat ilk fotoğraf ISO 100 değerinde, ikinci ise ISO 200 değerinde çekilmiş olsun. Ancak tüm parametreler aynı. Bu durumda ISO 200 değeri ile çekilen fotoğraf daha aydınlık çıkar. Çünkü sensörün ışığa karşı hassasiyeti artmıştır. Birim zaman yani enstantane aynı olsa, kapı yani diyafram aynı aralık değerinde olsa bile, ISO artıkça sensör çalışma voltajı artar ve sensör ışığa daha duyarlı olur. Bu yüzden fotoğraf daha aydınlık çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki voltaj artması beraberinde ne getirir? Teypten ya da hoparlörden müzik dinlediğimizde, sesi çok çok açarsak, cızırtı gelmeye başladığını görürürüz. Volt artmıştır ve seste kirlenme olur. Aynı durum fotoğraf makinesinin sensörü içinde geçerli. ISO artarsa hassasiyet artar, sensör daha az sürede daha fazla ışık alır(!) fakat volt artar. Volt artınca, fotoğrafta kirlenme ve gren-kumlanma artar. Yani ne kadar az ISO, ne kadar düşük ISO; o kadar net, o kadar grensiz fotoğraf demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153964203283419314" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4aPItHJkLI/AAAAAAAAABk/lDZ6qbbXtUM/s400/iso50.jpg" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153964074434400418" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4aPBNHJkKI/AAAAAAAAABc/EMh2EPlgdh0/s400/iso100.jpg" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153963954175316114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4aO6NHJkJI/AAAAAAAAABU/U5AEsO4Pb6s/s400/iso400.jpg" border="0" /&gt; İşte size ISO ile ilgili üç örnek. Farkı görmek için, her zamanki gibi tüm parametreler aynı değerde tutuldu. Fakat ISO değerleri sırası ile 50, 100 ve 400 (200' ü atladım, bu üç örnek yeterli gözüküyor)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-5909524349007106643?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/5909524349007106643/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=5909524349007106643' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/5909524349007106643'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/5909524349007106643'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/01/ekim-parametreleri-iso-deeri.html' title='Çekim Parametreleri - ISO Değeri'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp3.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4aPItHJkLI/AAAAAAAAABk/lDZ6qbbXtUM/s72-c/iso50.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-2992511447402058914</id><published>2008-01-10T13:06:00.000-08:00</published><updated>2008-01-10T13:16:59.813-08:00</updated><title type='text'>Çekim Parametreleri - Diyafram</title><content type='html'>Çekim parametlerinin enstantane, diyafram ve ISO üçlüsü olduğundan bahsetmiştik. Aslında bunlara ana çekim parametreleri demek daha doğru olur. Zira ilerleyen kısımlarda, çekime etki eden bazı farklı konulara değineceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enstantanenin çekim süresi olduğunu öğrendik. Yani bu süre boyunca analog makinelerde filme, dijital makinelerde sensöre görüntü yani ışık düşüyor. Peki bu ışık sensöre ulaşırken nerelerden geçiyor? Makinanın hemen önünde yer alan camsı (cam değil!) yapıdan ve daha sonra sensörün hemen önündeki kapı olan diyaframdan geçerek, sensöre düşüyor. Bu durumda diyaframı sensörün önünde yer alan bir kapı olarak düşünebiliriz. Peki ne işe yarar bu kapı? Kısılıp, açılabilir. Böylece içeri giren ışık miktarı ayarlanabilir. Kapı ne kadar açıksa, o kadar çok ışık girişi olur. Kapı ne kadar kısıksa, ışık sensöre o kadar az düşer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek vermek gerekirse, 1/250 saniye enstantaneye sahip iki çekim yaptığımızı düşünelim. İlkinde diyafram sonuna kadar açık olsun. İkincisinde ise sonuna kadar kısık. Ancak diğer tüm parametreler aynı. Bu durumda, çekim süreleri eşit olduğu için, ilk fotoğrafın daha aydınlık, ikinci fotoğrafın daha karanlık olduğunu düşünmek oldukça kolay. Diyaframda bu derece basit bir mekanizma. Zaten bu yazıları okudukça, aslında çekim parametrelerinin temelde çok kolay olduğunu göreceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enstantanede birim olarak saniye kullanmıştık. Diyaframda ise bir takım sayılar kullanılacak. Genelde basit bir dijital fotoğraf makinesinde, diyafram 2.8 ile 8.0 arasında değişir. Diyaframın alacağı değerler ve yapısı tamamen lense bağlıdır. Fakat diyafram en açık değerinde 2.8 yani en küçük sayıyı, en kısık konumda ise 8.0 yani en büyük sayıyı alır. Yani açıklık değeri ile diyafram sayısı arasında ters bir ilişki vardır. İleri düzey profesyonel makinelerde 22' ye kadar (bazen daha da fazla) kısılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153957567558946914" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4aJGdHJkGI/AAAAAAAAAA8/Dh7JjC2Vef8/s400/diyaf3.jpg" border="0" /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153958177444302978" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4aJp9HJkII/AAAAAAAAABM/HF_UYbOAp5c/s400/diyaf8.jpg" border="0" /&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yukarıdaki fotoğraflarda yer alan obje-gemi, aynı koşullarda, aynı çekim parametreleri ile çekildikleri halde, birinde diyafram en açık değerinde, diğer fotoğrafta ise en kısık konumunda çekilmiştir. En açık diyafram veya en kapalı diyafram ile çekilen fotonun hangisi olduğunu tahmin etmek zor olmamalı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyafram ile ilgili bir takım farklı konulara, daha sonra değinmekte fayda var. Yeni başlayanlar için, şimdilik kafaları fazla karıştırmamak lazım.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-2992511447402058914?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/2992511447402058914/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=2992511447402058914' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/2992511447402058914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/2992511447402058914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/01/ekim-parametreleri-diyafram.html' title='Çekim Parametreleri - Diyafram'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4aJGdHJkGI/AAAAAAAAAA8/Dh7JjC2Vef8/s72-c/diyaf3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-7282671863789354428</id><published>2008-01-09T14:45:00.000-08:00</published><updated>2008-01-09T15:20:49.792-08:00</updated><title type='text'>Çekim Parametreleri - Enstantane</title><content type='html'>Bir önceki konumuzda, makinemizin nasıl çekim yaptığını görmüştük. Şimdi sıra, çekim parametreleri olan enstantane, diyafram ve ISO değerlerinin neler olduğu ve fotoğrafa nasıl etkidiğini kavramak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk parametremiz enstantane olsun. Enstantane, çekim süresi demektir ve birim olarak saniye kullanabiliriz. Mesela 1/200 enstantane ile çekilen bir fotoğraf, 1/200 saniye süresinde çekilmiş demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada şöyle bir ayırıma gitmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Bildiğimiz analog yani filmli makinelerde, görüntü kimyasal bir film üzerine düşerken, dijital makinelerde, elektronik bir devre yani sensör üzerine düşer. Sensör üzerine düşen ışığı, yazılım vasıtası ile jpeg ya da makinenin ilgili resim formatına dönüştürür. İşte çekim süresi de ışığın sensör üzerine ne kadar süre düşeceğidir. 1/500 enstantane ile çekilmiş bir fotoğrafta, ışık, sensör üzerine 1/500 saniye yani saniyenin beşyüzde biri süresince düşer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enstantane değerinin uygulamada ki önemi şudur; enstantane süresi ne kadar uzarsa, içeri o kadar daha çok ışık girer. Enstantane çok kısa olursa, içeri o kadar az ışık girer. Mesela; güneşli, ışığın bol olduğu bir ortamda makinenin düşük (kısa) enstantane, akşam vakti ya da loş ışıklı bir ortamda içeri daha çok ışık alabilmesi için ise daha uzun süreli bir enstantane tespit etmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı ışık koşulları altında, aynı ortamda, tüm parametreler sabit kalarak iki fotoğraf çekilse ve bir tanesinde enstantane uzun süreli tutulsa (örneğin 1/20 saniye olsun), diğerinde ise daha kısa süreli olsa (o da 1/500 olsun), 1/20 saniye enstantaneli fotoğraf, sensöre daha uzun süre görüntü düşürdüğü için daha aydınlık olur. Enstantanesi kısa olan, içeri daha az ışık alabildiği için (sensörün üzerine) daha karanlık çıkacaktır.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153612943678083090" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4VPqtHJkBI/AAAAAAAAAAU/qa3eKBtUphE/s400/ens01.jpg" border="0" /&gt; &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153613841326247970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4VQe9HJkCI/AAAAAAAAAAc/ZMMPLlQgdbg/s400/ens02.jpg" border="0" /&gt; &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153615018147287106" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4VRjdHJkEI/AAAAAAAAAAs/A2ZsbhxPWKA/s400/ens03.jpg" border="0" /&gt; Yukarıdaki fotoğraflarda, fotoğrafa etkiyen tüm parametreler sabit kalmak üzere, enstantane süresi uzatılarak denemeler yapılmış, her çekimde fotoğrafın daha da aydınlık bir hal aldığı görülmüştür. Çekim süreleri sırası ile 4 saniye (1/4 değil!), 8 saniye ve 15 saniyedir. Bu süreler görüldüğü gibi hayli hayli uzundur. Bu tip uzun enstantane gerektiren durumlarda makinelerin sabit kalması gerekir. Zira makine çekim süresi boyunca (enstantane) sensör üzerine düşen tüm ışığı kayıt eder. Bu durum görüntülerde, objelerin üst üste gelmesi, kayma ve bulanıklığa neden olur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5153617964494852178" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4VUO9HJkFI/AAAAAAAAAA0/NhPQzVZVYRM/s400/IMG_0158_resize.jpg" border="0" /&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uzun enstantane koşullarını lehimize kullanabiliriz. Yukarıdaki salon fotoğrafı, zifiri karanlık bir ortamda, flaş kullanılmadan(!), uzun enstantane ile çekilmiştir. Flaş kullanılmadı ancak sensöre 15 saniye boyunca düşen ışık, böyle bir fotoğrafın oluşmasını sağladı.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-7282671863789354428?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/7282671863789354428/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=7282671863789354428' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/7282671863789354428'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/7282671863789354428'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/01/ekim-parametreleri-enstantane.html' title='Çekim Parametreleri - Enstantane'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://bp2.blogger.com/_5eDaLlWqpvY/R4VPqtHJkBI/AAAAAAAAAAU/qa3eKBtUphE/s72-c/ens01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-3353941472311888611</id><published>2008-01-09T14:09:00.001-08:00</published><updated>2008-01-09T14:09:58.122-08:00</updated><title type='text'>Fotoğraf Çekim İşleminin Aşamaları</title><content type='html'>Basit, geleneksel bir dijital makine ile fotoğraf çekerken neler olup bittiğini bilmek, kullanırken, çekim yaparken ve bir takım ayarları yapmamıza imkan veren spesifik bir makine aldığımızda bize çok faydalı olur. Ancak şunu bilmek gerekir ki; buradaki tüm olay ve terimleri, kafamdan yazdım. Yani bazı kelimeler fotoğrafçılığa ait kendi bilimiyle ilgili teknik terimlerle bire bir örtüşmeyebilir. Fakat yeni başlayanlar ve meraklı acemiler için faydalı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makinemizi elimize aldık. Duruma göre LCD' den bakarak çekmek istediğimiz objeyi kadrajladık. Kadrajlama kelimesini, çerçeveleme olarak düşünebiliriz. Yani objeyi ekrana, istediğimiz konumda yerleştirdik. Şimdi yapmamız gereken deklanşöre öncelikle yarım basmak. Yarım basma işleminin ardından, makine çekim yapılan ortamdaki ışık miktarı ve objelerin konumlarına göre bir takım ayarlamalar yapar. Bu ayarlamaları enstantane, diyafram, ISO üçlüsü olarak düşünebiliriz. Makine, ışığa göre flaş kullanılıp kullanılmayacağına karar verir. Objeyi odaklar. Ve bu işlemler başarılı olursa, ekranda odaklama yapıldığını gösteren ve genelde yeşil renkli olan bir kare belirir. Tüm buraya kadar olan işlemler duruma bağlı olarak 1 saniyenin çok altında veya bir saniye civarında sürer. Bazı makine ve koşullar için 1 saniyenin üstüne de çıkabilir. İşte tam bu esnada yapılması gereken, parmağımızı deklanşörden çekmeden, yarım basılı konumdan tam basılı konuma getirmek ve fotoğrafı çekmektir. Makine, flaş patlatılmasını uygun görürse, flaş patlatır ve çekim tamamlanmış olur. Çekilen kareyi ekranda görebiliriz. Eğer bir problem varsa (ortamdan ya da makineden kaynaklanan) odaklama gerçekleşmez ve ekranda yeşil renkli kare çıkmaz. Yine makineden makineye değişen bir biçimde, sarı renkli bir uyarı karesi veya ikaz ışığı yanabilir veya makine beep sesi çıkartabilir (Başarılı bir odaklama sesinden daha farklı bir beep sesi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer yarım deklanşör işleminden sonra, parmağımızı deklanşörden çekersek çekim yapamayız. Çünkü makine yarım deklanşör sırasında tespit etmiş olduğu değerleri hafızasından bırakır! Yapılması gereken, yarım deklanşör (parmak bekleterek) ve odaklama tamamlanınca, deklanşöre tam-full basmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi bu : )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-3353941472311888611?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/3353941472311888611/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=3353941472311888611' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/3353941472311888611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/3353941472311888611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/01/fotoraf-ekim-ileminin-aamalar.html' title='Fotoğraf Çekim İşleminin Aşamaları'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-8326550140788563656</id><published>2008-01-09T12:40:00.000-08:00</published><updated>2008-01-09T12:51:33.986-08:00</updated><title type='text'>Başlangıç</title><content type='html'>Küçük yaşlardan bugünlere kadar fotoğraf ve fotoğraf çekme merakım vardı diye yazamam. Tam tersine, hiç alakam yoktu. Çekinmek bile istemezdim zaman zaman. Ancak ne zaman dijitaller çıktı, durum yavaş yavaş değişti. Önce, arkadaşımın da makine alarak başlaması ile, hevesim ivmeli şekilde artış gösterdi. Sıklıkla takip ettiğim ve müptelası olduğum donanım sitelerinden yola çıkarak ve belki de yüksek bir ilgimin olmamasından dolayı, üst bir model seçmedim ve fiyat/performans araştırmasından sonra bir Kodak CX6230 aldım. Umarım yanlış hatırlamadım ismini. Düşük megapikselli bir makine idi fakat görüntünün monitörü doldurması (2 MP olsa bile) o dönem benim için çok yeterliydi. Fakat daha sonra çok fazla sarmadı beni makinem. 800 * 600' e resize edersem görüntüler daha iyi oluyordu. Ama full-size ya da monitöre sığdığında çok iyi değildi. Hafif kumlu, hafif puslu ve keskin değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam o esnada, arasıra dönen ekranına yarsıdığım Canon a80 modelini yurtdışından getiren ve üstüne az kar koyarak satan birisine dek geldim forumlarda. Makinayı hemen aldım tabii çünkü fiyat çok uygundu. İşte o an manuel çekim (ayarları makinenin değilde, bir kısmını ya da hepsini çekenin yapması durumu) nedir öğrenmek zorundaydım. Aldığım bir bilgisayar dergisini komple okuyarak, epey bir bilgi öğrendim bu konuda. Aynısını arkadaşım da yaptı, dergiyi okudu ve beraber denemeler yapmaya başladık. İlk çekimler muhteşem keyifliydi. Ayarları öğrendikten sonra, makineyi elimden bırakamaz oldum. Gördüğüm her nesneyi defalarca çekiyordum, farklı farklı ayarlarda. Fotoğraf çekmeyi sevmeyen ben, zifiri karanlıkta ve flaş kullanmadan yaptığım uzun enstantaneli fotoğraflar ile adeta gurur duyuyor, insanlara zevkle gösteriyordum. Her ne kadar, bütün ayarları öğrenemesem ve ufak tefek hatalar yapsam bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derken makinemi ufak bir talihsizlik sonucu değiştirdim. Yerine Sony w5 gelmişti. Ekran kocaman, televizyon gibiydi. 2,5" lik bir ekranı vardı cihazın. Ama Canon' dan Sony' e geçiş beni pek kesmedi (Sony' nin çok başarılı olması, alışkanlıklarımın önüne geçemedi demek daha doğru olur. w5 çok iyi bir modeldi) Daha az ayarı vardı bu makinanın. Menülere ve menü sistemine alışamadım. Oda çok net çekiyordu Canon a80 gibi. Ama sanki bana daha az netmiş gibi geliyordu. Bu daha az netmiş gibi gelme meselesi, öyle bir hale geldi ki, Canon' un yüksek zoom içeren makinesi s2 modeline terfi ettim. 12x optik zoom ve 0 cm mesafeden makro çekebilme kabiliyeti, beni son derece cezbetmişti. Fakat o dönemler sensörler üzerine pek bilgim yoktu. Canon s2' nin hem Canon a80, hemde Sony w5' ten daha küçük olan sensörü benim için facia oldu. Çünkü küçük sensör, hem daha kumlu-grenli, hemde daha kalitesiz fotoğraf demekmiş, biraz geç öğrenmiş oldum : )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ise hem bu blogu inşaa etmek, hemde makinemi değiştirerek dSLR almak hedefim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-8326550140788563656?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/8326550140788563656/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=8326550140788563656' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/8326550140788563656'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/8326550140788563656'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/01/balang.html' title='Başlangıç'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7719331630417258737.post-1681744508447072869</id><published>2008-01-02T14:42:00.000-08:00</published><updated>2008-01-02T14:44:16.208-08:00</updated><title type='text'>Deneme - İlk Başlık</title><content type='html'>Bu blogun başlangıcıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7719331630417258737-1681744508447072869?l=ozbekler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbekler.blogspot.com/feeds/1681744508447072869/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7719331630417258737&amp;postID=1681744508447072869' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/1681744508447072869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7719331630417258737/posts/default/1681744508447072869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbekler.blogspot.com/2008/01/deneme-ilk-balk.html' title='Deneme - İlk Başlık'/><author><name>Ahmet</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06870005670229815294</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
